Fersude Ahval

    Haftalardır eskiden kimi zaman inatla kimi zaman ise keyifle devamını bir sebepten sağlayabildiğim günlük alışkanlığıma dönmeye çabalıyorum. Günlük alışkanlığım dediysem öyle bir gün içerisinde yapılması gereken yahut yapıldığında iyi hissettiren bazı şeylerden falan söz etmiyorum. Nitekim yaşam benim için öyle şeyler de sunmuyor, yani yaptığımda bana iyi gelen bir şeyden de hatırı sayılır bir süredir uzağım. Ben esasen gerçek bir günceyi kast ediyorum. Her şeye rağmen ne olup bittiğini kaleme almayı ve peşi sıra takvimler hızla değişirken olanları analiz etmeyi istiyorum. Üstelik bu bana yaramıyor olsa bile.

    Yukarıdaki fotoğrafta yer alan ve baş ucunda uzun uzadıya tefekkür ettiğim açık kabristan Aralık 2025 tarihli Burgazada ziyaretimden. Esasen bütün söylenmesi gerekenler söylenmiş ve üzerine konuşulması gereken her şey de neredeyse konuşulmuş gibi olsa dahi burada bir avuç kadirşinas okur ile yaşamayı öğreniyoruz. Doğrusu takvimlerle birlikte bizler de gelişiyor, değişiyor, büyüyor, yaş alıyor ve hatta eskiyoruz.

    Pilli Bebek grubunun bestecisi Cem Kısmet'in de izahı üzere hayaller içinde gün görmeye ve saklı kalan güne can vermeye bakanlar, varlığın sonlu olduğunun idrâki ile yaşayıp insan etine çabuk doyulduğunun gayet tabii farkında olanlar, zaman aleyhine işlerken mâziye hamd ve yarına rıza gösterenler, gayrı konuşmayıp içine gömülünce felakete gark olduğunu bilenler, derdi sermayesi olanlar, edebi yurduna tertemiz buyur edilmek düşünde kaybolanlar, bozulacak bir morali kalmayanlar, artık sadece düşünmekten ziyade tüm bunları düşünmenin farkındalığıyla da kavrulanlar, depresyonda olanlar, hep kızıp en çok da kendisi yorulanlar, istemeyip artık gerçekten yorulmuş olsa dahi bir şekilde daima yeise düşenler, yok sayılıp görmezden gelinenler, bu gidişatı değiştirmek üzere behemehal aksiyon alacakken kasten getirildiği nokta dolayısıyla utanmaz müsebbibleri tarafından yargılananlar, derince tükenip kanayan yaralarından bile yok yere suçluluk hissedecek kadar incelenler, içine düşen yanılgı ile baharı kışa dönenler, güzel gönlünden ötürü nice saygısızlıklara layık görülenler, koruyucusuzlar, kimsesizler ve ne yazık ki nefes aldığı sürece sırf kasten kötülük etmemesiyle dahi asude bir ömür sürmeyi hak edecekken artık hayata yüklediği manâdan bile vazgeçenler; hepinize merhabalar, kalanıma hoş geldiniz.

    Saatler, günler, haftalar ve hatta aylar dahi bir şeyleri kabullenmenin nişanesi olan o derin sessizlik ile bezenmişken gayrı bedenimden ziyade kıyak görünümlü maskelerimin ve bitmek bilmeyen sorgulamalarımın ağırlığı altında eziliyorum. İnsan ilişkilerinin her alanında doğalca basitleşip yaşamayı uhulet ve suhulet içerisinde sürdürülebilir kılmayı öngören tüm davranış ve yaklaşımlarım insanların bundan ötürü bana değer vermeye gerek bile duymaması gerçeğiyle alt üst oluyor.

    Bu sayede eskisinden daha fazla duraklıyor, pekçe dalıyor, uzunca susuyorum. Kelimeleri dans ettirmesiyle bilinen, iletişim dilini ustaca kullanan, her şey hakkında konuşulabileceğine ve sağlıklı bir iletişim ile her şeyin çözülebileceğine inanan ve üstelik girdiği her ortama enerji veren o adamı da çoktan kaybettim.

    Beleş astrologların etrafına huzur veren gizemli bir aura diye söz ettiği şeyin zaman içerisinde 'Peeehh, Musto'ya bag hele, gene suratından b*k akıyor, ağır ceza duvarı daha gatlanılır.' formuna evrildiği bu dönemeçte yeni Mustafa'yı tanımaya çalışıyorum. Öncekinden farklı olduğu için yeni desem de işin aslında olumlu çağırışımlı bir 'yeni' kullanımından söz edemiyorum. Zira artık sadece fersude buluyorum kendimi. Öyle ki amansızca eskimiş, yıpranmış ve aşınmış hissediyorum.

    Bugüne dek her şey olacağına varmışken ve bundan sonra da kuvvetle muhtemel böyle olacakken bu kadar kafaya takmayı, daim içime attığımdan bir köşebaşında kalbimin sıkıştığını hissetmeyi, bir türlü uyuyamamayı, bunun için verilen uzun uğraşlar sonucu uyuduğumu sandığımda aslında sadece gözlerimi kapatmış olduğumu lakin zihnimi bir türlü durduramadığımı, gözümü hiç açmazsam bir süre sonra bu karanlıkta bedenim de zihnim de ister istemez uyku haline geçecek diye kendimi zorlarken bütün sesleri duyup bir dolu meseleyi düşündükten sonra en iyi ihtimalle bir saati devirdiğimi sansam dahi henüz yatağa gireli sadece on dokuz dakikanın geçmiş olduğunu...

    Tüm bunları ben de doğru ya da normal bulmuyorum. O sebeple son zamanlarda bunca nimetine rağmen içimdeki bir parça tamamlanmamışlığı her yere taşıdığım için kendisine mahçup olduğum yaratıcıdan, emanetine sahip çıkamadığımdan duyduğum hicap nedeniyle, kısıtlı taleplerde bulunuyorum. Ya bana bir yol göster ve o yolu yürümeye mecalim olsun ya da dünya sürgünümü uzatma diyorum.

    Ve biliyorum bir yanı diğer yanına düşman olan herkesin bu girdapta can çekiştiğini fakat halen çözemiyorum uzattığım elin tutulmamasına mı yoksa tutulmayacak bir yere uzanan elime mi kızgınım, işte bunu kendi benliğimde anlamlandıramıyorum.

    Sagopa Kajmer'in yirmi dörtlük yorgunsun dediği yeri asla böyle hayal etmiyordum. Yirmi dörtlük bir yorgunluğun bunca sarsıcı olabileceğini düşünememişim. Gayrı ardına bakmadan gidip, orada gidenlerle dinlenmenin vakti kanımca gelmiş de geçiyorken ihtiyacım olan şeyin bende var olduğuna dair inancımı da yitiriyorum.

    Sonun belirsizliği beni yine ve yeniden Boş Meşgale'ye teslim etmişken hayat dediğinin yegane gayretin hiç hasılatı olduğunu, yaşam hanesinin direğini elem bilenleri, dalaleti kimi zaman kurtuluştan iyi bulanları, sürekli aynı konuyu gündeme getiren bir insan evladı sizi rahatsız ettiğinde bunu unutamıyor olmanın ona ne kadar acı verdiğini düşünmeniz gerektiğini, artık benliği iyileşmek istemeyen kişiye dönüşüp esasen o karanlığın tek sığınağı olduğunu düşünen insanları, üzüntüden hafıza kaybının gerçek olabileceğini, bu sebeple bazı insanların eskisi kadar detay verememek bir yana dursun mutlu anlarını dahi anımsamakta güçlük çekebileceğini, sınanmamışlığın kibrinden kaçınılması gerektiğini, tepkisizliğin kalıcı hasarlara yol açabileceğini, ayarında ve zamanında ağlayabilmenin şifa olacağını, boynu merhametinden bükülenleri ve son olarak avam tabirle cümleleri süsleme işini  bir türlü bırakamayanların bir mahareti kanıtlama gayretinde olmalarından ziyade yalnızca karakterleri dolayısıyla böyle davranabileceklerini bir an olsun hatırınızdan çıkarmamanızı salık veriyorum.

    Bu ürpertici dinginliğin ucu hikayemi nereye sürükleyecek olursa olsun, herhangi bir şeye tutunmakla düzelsem dahi bundan böyle burada daha sık buluşacak ve çok daha fazla şey konuşacağız.

    Buraya kadar sindire sindire gelen bir kaç kişi beni amansızca içine çeken tüm bu fersude ahvale tanıklık ederken bendeniz memleketin kuzeybatısında pek de esmeyen bir balkonda yirmi dördüncü yaşımla yüzleşiyorum. E vardır bir hikmeti iktizası muhakkak, iyi ki doğmuşum öyleyse.

    Gecenin vedası Cahit Sıtkı Tarancı'dan bir şiirle, kavuşmak üzere, uğurlar olsun.

        ...

    Zamanla nasıl değişiyor insan!

    Hangi resmime baksam ben değilim:

    Nerde o günler, o şevk, o heyecan?

    Bu güler yüzlü adam ben değilim

    Yalandır kaygısız olduğum yalan.


    Hayal meyal şeylerden ilk aşkımız;

    Hatırası bile yabancı gelir.

    Hayata beraber başladığımız

    Dostlarla da yollar ayrıldı bir bir;

    Gittikçe artıyor yalnızlığımız.


    Gökyüzünün başka rengi de varmış!

    Geç farkettim taşın sert olduğunu.

    Su insanı boğar, ateş yakarmış!

    Her doğan günün bir dert olduğunu,

    İnsan bu yaşa gelince anlarmış.

        ...








Yorumlar

  1. yeni yaşın kutlu olsun ve hoşgeldin buralar özlemişti seni...ha bide uzun zamandır yazmamamana rağmen kelimeleri yine aynı ustalıkla müthiş raksettiriyosun...kalemin daim ola.

    YanıtlaSil
  2. iyi ki doğdun mustican:)sen iyi ki varsın...

    YanıtlaSil

Yorum Gönder